
Türk bayrağını indirip AKP afişi astılar
Kahramanmaraş'ta bir grup AKP'linin direklerde asılı olan Türk bayrağını söküp yerine AKP afişi astığı fark edildi. Görüntüleri bir vatandaş cep telefonu kamerasıyla çekerken, CHP Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç da videoyu, "Bu kadar yapmayın artık" notuyla paylaştı.
Oda Tv'de yer alan habere göre, Kahramanmaraş Öğretmenevi önünde çekildiği ifade edilen görüntülerde, 2 kişinin asılı olan Türk bayrağını indirip, yerine AKP aday tanıtım afişini astıkları görülüyor.

Yüz milyonlarca liralık israfın karesi
İBB metrobüs projesinin ardından, bu hatta hizmet verecek otobüs arayışına girdi. Dönemin İBB Başkanı Kadir Topbaş, tüm itirazlara ve uyarılara rağmen, Hollandalı Advanced Public Trasport Systems (APTS) adlı firmadan Phileas marka, 50 körüklü otobüs alınmasına karar verdi. Otobüslerin tanesi 1 milyon 307 bin 950 Euro’ya, muadillerinijn yaklaşık dört katı fiyata satın alındı. Otobüsler, İstanbul yollarının fiziki koşullarına uyum sağlayamadı. Teknik sorunları ve imalat hataları da olan otobüsler bir yıl sonra arızalanmaya başladı. Kısa sürede araçlar kullanılamaz hale geldi. Aydınlık’tan Irmak Mete’nin edindiği bilgilere göre, araçların sadece dörtte biri çalışır durumda. Ancak seyir halindeyken sık sık arızalandıkları ve yolda kaldıkları için hizmete çıkartılmıyorlar.
‘İÇLERİNDE OT BİTİYOR’
Aydınlık’a bilgi veren bir İETT çalışanı şunları anlatıyor: “Bu araçlar ilk geldiğinde ciddi fabrikasyon hataları olduğunu farkettik. Mesela kablo bağlantısı yağmuru almayacak şekilde olması gerekirken ters monte edilmiş. Yedek parçaları da pahalı. Sürekli arıza yaptılar. Bugün bir kısmı çalışıyor ama hiçbir şoför bunları kullanmak istemiyor. Yolda kalıyor. Şu anda garajda bekliyorlar. Yedek parça temini için kullanılıyorlar. Kaportaları dökülmüş, kabloları dışarda, hatta bir aracın içinde ot bittiğini gördüm. Milyonlarca avroya alındılar, hepsi çöp oldu.”
TOPBAŞ BERAAT ETMİŞTİ
İBB’nin CHP’li üyesi Hakkı Sağlam, eski İBB Başkanı Kadir Topbaş hakkında “görevi kötüye kullanmak” suçlamasıyla şikayetçi olmuştu. Topbaş açılan davada 2014’te savunma yapmış, topu İETT’ye atmış ve ihaleyle ilgisi olmadığını savunmuştu. Mahkeme, Topbaş’ın beraatine karar vermişti. Odatv.com

İYİ Parti'den CNN Türk ve Soylu'ya sert tepki!
Yanlış ve ters algı yaratmaya yönelik haber yaptığı gerekçesiyle, CNN İnternational üst düzey yönetimi tarafından soruşturma başlatılan CNN Türk’e habercilik etiği açısından başka tepkiler gelmeye devam ediyor. Yeniçağ'da yer alan habere göre; İYİ Parti TBMM Grup Başkanvekili ve Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, partilerindeki bazı meclis üyelerine yönelik CNN Türk’te yaptığı haberlerin gerçeği yansıtmadığını ve bu nedenle kanal yöneticilerinden cevap hakkı istediğini belirtti.Bu talebe karşın, kendisine cevap hakkı imkânının tanınmadığını ifade eden Türkkan, sosyal medya hesabında konu ile ilgili olarak şu paylaşımı yaptı:
“DEVLET CİDDİYETİNDEN YOKSUN BAKAN”
“İYİ Parti Meclis Üyesi adayları hakkında CNN Türk ekranlarında yapılan karalama kampanyasına dair cevap hakkımızı kullanmak üzere ısrarla aradım, bağlamadılar. Adli sicil kayıtlarında tek bir ibare dahi bulunmayan bu adaylarımız, devlet ciddiyetinden yoksun Bakanı mahkemeye verdiler.”

KONDA Genel Müdürü seçim sonucu tahminini açıkladı: Denge değişecek

Demokrasi kahramanları Kılıçdaroğlu ve Akşener
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğundan bu yana bu denli kirli, bu denli çirkin, bu denli hadsiz, bu denli hukuksuz saldırı siyaset tarihimizde görülmedi.
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmalarını dinledikçe, "Olmaz, bu kadar da olamaz" diye isyan ediyorum.
Erdoğan'ın miting meydanlarındaki, hırslı ve gergin yüz ifadesini görüyor musunuz?
Çok sert sözlerle, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'e, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu'na hakaretler yağdırmasından utanıyorum.
Sevgi yok, barış yok, toplumu birleştirme hiç yok. Kavga var, toplumu ayrıştırma var, suçlama var, yargısız infaz var.
AKP'nin kaybettiğinin net fotoğrafıdır bu tablo
Cumhurbaşkanı görevi olan AKP Genel Başkanı Erdoğan miting alanlarına şöyle hitap ediyor İYİ Parti lideri Meral Akşener'e;
"Sözde hanımefendi…"
Ne demek sözde? Ne demek istediğini tahmin ediyorum ama yazmaya utanıyorum. Sokakta söylense kavga nedenidir.
Düzeltme yapmıyor, özür dilemiyor.
Yakışır mı bir erkeğe, bir siyasetçiye bir cumhurbaşkanına bu ifade?
Meral Akşener bu çirkin yakıştırmaya yanıt vermeyerek gerçek bir hanımefendi olduğunu ispat etti.
KEMAL KILIÇDAROĞLU
Kemal Kılıçdaroğlu'na gelince AKP tarafından neredeyse PKK'nın lideri ilan edilecek.
Bay Kemal'in yapılan saldırılara yanıt vermek yerine gerek CHP'nin gerek İYİ Partinin belediye başkan adaylarını tanıtmaya ağırlık vermesi ve millet ittifakını Akşener ile elele zirveye taşımasına Erdoğan müthiş kızıyor.
Kızdıkça da "Bay Kemal" diye hücum ediyor, CE HA PE diye ta 1930'lu 40'lı, 50'li yıllardan başlayarak eleştiriyor, suçluyor.
CHP'liler "Fethullah Gülen'le kolkola yürüdünüz" diye eleştirince "17-25 Aralık milat oldu. Öncesi ilişkimiz suç olamaz" diye savunmaya geçiyorlar.
CHP'nin tarihini suçlamak serbest, AKP'nin tarihini suçlamak hata oluyor.
Erdoğan, "CHP'nin Kandil adayları var. Yüksek Seçim Kurulunun çok farklı şekilde ele alması lazım" diyor.
Ben de soruyorum, O Yüksek Seçim Kurulu başkan ve üyelerinden çok memnun olduğunuz için görev süresi dolan 6 dolmayan 5 üyenin görevlerini 1 yıl AKP ve MHP uzatmadınız mı? Uzattınız.
Başka sorum yok.
Ama bir çift sözüm var.
Görüldü ki demokrasi kahramanları Kılıçdaroğlu ve Akşener bu seçim meydanlarının kazananıdır.
Kaybedenleri ise Erdoğan ve Bahçeli'dir.
ADALET BAKANI
Adalet Bakanı Abdulhamit Gül Mansur Yavaş'la ilgili şu skandal açıklamayı yaptı:
"1 Nisan'dan sonra Sayın Yavaş seçilirse Ankara'da belediyeyi HDP yönetecektir."
Gül, bu sözü söylerken, "bakan" sıfatından yüzün kızarmadı mı, kayınpederin olan Kamu Baş denetçisi Şeref Malkoç'tan da utanmaz mısın?
İÇİŞLERİ BAKANI
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da şu skandal açıklamayı yaptı:
"Terör örgütü PKK ile halen iltisakı ve irtibatı bulunan 378 meclis üyesi adayı seçilmeleri halinde açığa alınacaklar."
"iltisakı ve irtibatı" var da kesinleşmiş yargı kararı var mı? Varsa görev sürelerini uzattığınız YSK üyeleri uyuyor mu?
Bu Meclis üyelerinin adaylıklarını kabul ederek YSK üyeleri demek suç işlediler, görevlerini ihmal ettiler ki ben de onlar hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunuyorum.
Google'dan Süleyman Soylu Erdoğan'ı nasıl eleştirdi diye arayın ve dün nasıl eleştirdiğini görün.
Ve bu iki bakan milletvekili olarak seçilmiş değil Erdoğan tarafından atanmış kişilerdir.
Aşkın meyvesi Tank Palet Fabrikası oldu
"Şems'in Mevlana'ya aşkı gibi ben de Erdoğan'a aşığım" diyen Ethem Sancak'ın şu sözlerini de hatırlatayım:
"Siirt seçimleri vesilesiyle, Siirt'ten Başbakan çıksın diye; dürüstlüğünü, yiğitliğini gördüm, gördükçe de aşık oldum. Doğrusu solculuk dönemimde Mevlana ile Şems'in arasındaki aşka anlam veremiyordum. Tanıdıktan sonra gördüm ki, böyle bir ilahi aşk iki erkek arasında olabiliyor."
Ethem Sancak adlı patronun Erdoğan'a aşkı devam ediyor hâlâ...
Ve Sancak'ın Tank Palet Fabrikasındaki ortağı Katar Ordusunun Genelkurmay Başkanı Ganim bin Şahin el-Ganim da Ankara'ya gelerek yetkilerle konuştu.
Tank Palet Fabrikasının anahtarını ve ortaklık belgesini aldı mı bilmiyorum. Ama fotoğrafı görünce Ethem Sancak ile benzerliği beni şaşırttı.
Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler, Tank Palet Fabrikasının ortağı Katar Ordusunun Genelkurmay Başkanı Ganim bin Şahin el-Ganim'i askeri törenle karşıladı. İkili Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar tarafından da kabul edildi.
Bu arada, Katar Ordusu ve BMC ortaklığına ihalesiz tahsis edilen Tank Palet Fabrikasının tüm işçileri muhteşem bir karara imza atarak, "sorumluluk alamayız" diye tayin istediler.
Hepsini ayakta alkışlıyorum.
Kaynak Yeniçağ: Demokrasi kahramanları Kılıçdaroğlu ve Akşener - Orhan UĞUROĞLU

Doğu Perinçek: HDP varsa biz yokuz
Vatan Partisi Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı adayı Doğu Perinçek, Bursa’da düzenlenen 16. Tüyap Kitap Fuarı’nda okuyucularla buluştu, kitaplarını imzaladı. Daha sonra Plaza 16’da düzenlenen panelde konuşan Perinçek dinleyicilerden gelen soruları yanıtladı.
Panele ADD Bursa Şube Başkan Yardımcısı Yunus Temiz ve yönetim kurulu üyeleri ile Bursa Kırım Tatar Türkleri Başkan Yardımcısı Selahattin Sungur, BALGÖÇ Başkan Yardımcısı Günaydın İzmir, CHP’nin STK’lardan sorumlu Başkan Yardımcısı Gülver Deniz, Karacabey Danişment Köy Muhtarı Necmettin Zarif de katıldı. Konuşmasında olağanüstü bir döneme girdiğimizi belirten Perinçek, “Bunu görmek, saptamak her şeyin başı. Bağımsız, birleşik, üreten, Atatürk Türkiye’sinin kurucuları olacağız. Böyle bir dönemin eşiğindeyiz” dedi.
2014 öncesi ve sonrasını karşılaştıran Perinçek şunları söyledi: “Fetullahçı Terör Örgütü ile Türkiye yi yöneten bir yönetim vardı. Şimdi ise ona karşı savaşan bir yönetim var. FETÖ hükümetteydi, şimdiyse hapiste. 2014 öncesi AKP, PKK ile sevişip koklaşıyor, İmralı’da beraber anayasa yapıp, Oslo da görüşülüyor, PKK’ya oterite alanları açılıyordu.
Şimdi ise TSK, Diyarbakır’da, Afrin’de, PKK’yı PYD’yi Amerika’nın üzerimize sürdüğü bütün stratejik piyonlarını eziyor. Hendeklere tünellere gömüyor. Türkiye; Amerikan-İsrail koridorunu yardı. 2014 öncesi ABD’nin BOP Eşbaşkanı Türkiye’nin başındaydı. 2014-2015 Rusya düşmanlığı vardı. Rus uçağını düşüren bir Türkiye vardı. Şimdi ise Rusya ile silah arkadaşlığı var. İran, Irak ve Rusya’yla dostluk ve bazı alanlarda işbirliği var. 2014’de Barzanistan’a bekçilik yapan bir Türkiye vardı. Şimdi ise Suriye, İran, Irak ile birlikte Barzanistan’ı yıkan, Irak’ın bütünlüğünü sağlayan bir Türkiye var. Atlantik’e bağımlılık devam etmiyor. 2014’te yıkılan Silivri duvarları ile Türkiye’ye önüne kurulan duvarlar yıkıldı.”
CHP’YLE İTTİFAK
Perinçek, CHP ile ittifak konusunda sorulan bir soru üzerine, “CHP ile yapılan görüşmelerde ‘HDP ile ittifak kurmak konusunda bir araya gelmeyin’ dedik. Kendilerine yapılan görüşmede beş madde sunduk. ‘Bu maddeleri kabul eden HDP dışında tüm siyasi partilerle bir araya geliriz’ dedik. HDP ile bölücülük yapan PKK ile ilişki kuran hiçbir parti ile hiçbir şekilde bir araya gelmeyiz” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak: Sevim EROL - AYDINLIK GAZETESİ

Rus uzmandan ABD'ye tepki: Türkler onurlu ve şerefli bir millet!
TÜRKİYE BİZİM AVRASYALI ORTAĞIMIZ
Markov, Washington'un bölgedeki politikaları nedeniyle Ankara'nın kendi ulusal güvenliği bakımından doğru adımlar attığını da sözlerine ekledi. Markov Rus-Türk ilişkilerinin önemini de vurgulayarak, "Türkiye ile çok ortak yönlerimiz var. Unutmayalım: Türkiye bizim Avrasyalı ortağımız." dedi.

Gözaltına alınan Sözcü gazetesi çalışanları tutuklandı
Sözcü Gazetesi'nin imtiyaz sahibi Burak Akbay, İzmir muhabiri Gökmen Ulu, İnternet Sitesinin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mediha Olgun, Mali İşler Müdürü Yonca Yücekaleli hakkında geçen cuma günü FETÖ kapsamında 'silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek' suçlamasıyla gözaltı kararı çıkmıştı
.Emniyetteki işlemlerinin ardından savcılığa sevk edilen Sözcü çalışanları savcılık ifadelerinin ardından tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi.
Mahkeme ifadesini aldığı Mediha Olgun ve Gökmen Ulu hakkında tutuklama kararı verirken, Yonca Yücekaleli serbest bırakıldı.

Reina saldırganı İstanbul'da yakalandı
Yılbaşı gecesi Reina'da 39 kişiyi katleden 'Abu Muhammed Horasani' kod isimli Abdulkadir Masharipov İstanbul'da yakalandı.
Esenyurt'ta düzenlenen operasyon sonucunda yakalanan teröristin yanında oğlunun da bulunduğu öğrenildi. Teröristin sağlık kontrolünden sonra Emniyet'e getirileceği öğrenildi

Umut Oran: Erken Seçim Ülkeye Nefes Aldırır
Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, iktidar bloğunun başkanlık rejimi tartışmalarını şiddet ve kaba kuvvetle devam ettirme çabası ve hemen ardından milletvekillerini “erken seçimle” tehdit etmesinin Türkiye’de bir “hükümet krizi” yaşandığının açık bir kanıtı olduğunu belirtti. AKP’nin, devletin tüm gücünü kontrol etmesine ve Meclis çoğunluğuna sahip olmasına rağmen tüm ipleri elinden kaçırdığını kaydeden Umut Oran, “Umuyorum ki milletimiz de siyasi düşünme ve öngörü yetisini kaybetmiş ve artık ülkeyi yönetemediği tescillenmiş iktidar bloğundan kurtulmak için erken seçim talebini yükseltecektir. Bu sayede hem Başkanlık Rejimi adı altındaki bölünme sürecine son verilecek hem de bozulan ekonomisi, güvenliği ve demokrasi kültürü yepyeni ve gerçekten milli bir hükümetin elinde hızla düzelecektir. Erken seçim, milletimize ve ülkemize derin bir nefes aldıracaktır” dedi.
AKP VEKİLLERİNİ TEHDİT HÜKÜMET KRİZİNİN İSPATI
Umut Oran, konuyla ilgili bugün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:
“İktidar bloğunun başkanlık rejimi tartışmalarını şiddet ve kaba kuvvetle devam ettirme çabası ve hemen ardından milletvekillerini “erken seçimle” tehdit etmesi Türkiye’de bir “hükümet krizi” olduğunun açık bir ispatıdır. AKP, devletin tüm gücünü kontrol etmesine ve Meclis çoğunluğuna sahip olmasına rağmen tüm ipleri elinden kaçırmış durumdadır.
BÜYÜK SALDIRI VAR DEYİP MİLLETİ İKİYE BÖLÜYORLAR
Dünyanın, bölgenin ve Türkiye’nin içinde bulunduğu süreci yanlış değerlendiren iktidar bloğunun Türkiye’nin çoklu büyük bir saldırı altında olduğunu iddia ettikten hemen sonra milleti ikiye bölen “Başkanlık Rejimi” tartışmalarına yoğunlaşması da tam anlamıyla gerçeklerle bağı koparmak ve kontrolü kaybetmek demektir.
MEMLEKETİN HER YERİNDE ANALARA AĞLIYOR
Türkiye’nin Suriye ve Irak sınırları PKK’nın denetimine geçerken seyreden iktidar bugün de plansız ve programsız olarak Mehmetçikleri Suriye bataklığına sürmüştür. Memleketin dört bir yanında evladının bedenini toprağa veren analar ağlamaktadır.
HER AÇIKLAMALARI EKONOMİK KRİZİ BÜYÜTÜYOR
Artık çöküşün eşiğine gelen ekonomiyle ilgili hükümetin açıklamaları hiçbir bilimsel temele dayanmadığı gibi her yeni uygulama da yanlışları büyütmektedir. Rus turistlerin Türkiye’ye gelmemesinin sebebi hükümettir; Avrupalıların topraklarımıza adım atmamasının sebebi hükümettir; tüm dünyada Türkiye’nin geri kalmış bir Ortadoğu ülkesi olduğuna inanılmasının sebebi de hükümettir. Gençlerin işsiz ve geleceksiz bırakılmalarının sebebi de yine hükümettir
HÜKÜMET KENARA ÇEKİLİP SANDIĞIN ÖNÜNÜ AÇMALI
Ve tüm işaretler aynı şeyi söylemektedir: Türkiye’nin kurtuluşu, refahı ve huzuru için bu hükümetin artık kenara çekilerek sandığın önünü açması şarttır. Bu anlamda “erken seçimi” bir sopa gibi kullanmaya çalışan ve milletvekillerini aşağılayan AKP’ye karşı Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin, TBMM’de milletin iradesini korumak için tek vücut olarak verdikleri cesur mücadelelerini ve de iktidarın erken seçim tehditine karşı “Hodri Meydan!” demesini tarihe geçen onurlu bir davranış olarak görüyorum. Kişisel çıkarlarını ellerinin tersiyle iterek “milletin ve ülkenin geleceği” için tavır alan her bir milletvekilini yürekten kutluyorum.
ERKEN SEÇİM DERİN BİR NEFES ALDIRACAKTIR
Umuyorum ki milletimiz de siyasi düşünme ve öngörü yetisini kaybetmiş ve artık ülkeyi yönetemediği tescillenmiş iktidar bloğundan kurtulmak için erken seçim talebini yükseltecektir. Bu sayede hem Başkanlık Rejimi adı altındaki bölünme sürecine son verilecek hem de bozulan ekonomisi, güvenliği ve demokrasi kültürü yepyeni ve gerçekten milli bir hükümetin elinde hızla düzelecektir. Erken seçim, milletimize ve ülkemize derin bir nefes aldıracaktır.”

'Yere batsın saraylarınız yere batsın başkanlığınız yere batsın hırsınız!'
AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, Başbakan Binali Yıldırım ve kendisini açık oy verirken görüntüleyen CHP'li Fatma Hürriyet Kaplan'a fiziki müdahalede bulundu. Olayın ardından kürsüye çıkan Kaplan, "Yere batsın başkanlığınız, hırsınız" dedi.
AKP ile MHP'nin anlaşıp TBMM'ye getirdiği 'başkanlık anayasası'nın Genel Kurul'da görüşülmesine devam ediyor. Dün akşamki görüşmelerde büyük olaylar yaşandı. AKP'lilerin Anayasa'yı hiçe sayıp açık oy vermesini görüntüleyen CHP'li Fatma Hürriyet Kaplan, AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş tarafından darp edildiğini söyledi.
Kaplan olayın ardından söz alıp Meclis kürsüsüne çıktı.
"Bir grup başkanvekiline bir kadına fiziki müdahalede bulunmak hiç yakışmıyor. Buradan bir kere daha sizi kınıyorum sayın Elitaş. İdari amiri sizi de kınıyorum. Resmen telefonu elimden gasp ettiniz. Fiziki müdahalede bulundunuz. Boynumun halini görüyor musunuz?" ifadelerini kullanan CHP'li vekil, Yalancı da sizsiniz, insanlarını kandırıyorsunuz. Bir kadına saldırabilecek kadar gözü dönmüş olmanıza, bir kadına bu kadar müdahale edebilecek kadar başkanlık hırsına bürünmüş olmanızı kınıyorum. Bir kere daha söylüyorum. Yere batsın saraylarınız, yere batsın başkanlığınız, yere batsın anayasanız, yere batsın hırsınız" diye konuştu.

ADALARIMIZ YUNAN İŞGALİNDE Mİ?
ADALARIMIZ YUNAN İŞGALİNDE Mİ?
Bu adalarda ikili devlet modeline geçildiği, otoritenin Yunan vali ve belediye başkanlarıyla paylaşıldığı, Yunanlıların adalardan vergi topladığı iddiaları Çıray tarafından Başbakan Yıldırım’a soruldu.
Türk karasularında tekneyle seyahat eden vatandaşlarımızın Yunanistan tarafından tutuklandığını, öldürüldüğünü; fakat Türkiye’nin buna rağmen Yunanistan’a nota vermeyerek duruma göz yumduğunu dile getiren Çıray, olayların bir an evvel açıklığa kavuşturulmasını ve kamuoyuna bilgi verilmesini istedi.
BAŞBAKAN KOYUN ADASI’NA PASAPORTLA MI GİRDİ?
Yunan kuvvet komutanlıklarının işgal edilen Türk topraklarında tatbikat yaptıklarını, Türk karasularını ve hava sahasını ihlal ettiklerini, Yunan vatandaşlarının Türk topraklarına pasaportsuz giriş yaptıklarını; buna karşılık Türkiye Başbakanının Koyun Adası’na pasaportla giriş yaptığı iddialarını hatırlatan Çıray, tüm bunlar karşısında devletimizin haklarımız konusunda herhangi bir adım atıp atmadığını Başbakan Yıldırım’a sordu.
KIBRIS'TA NE OLUYOR?
Aynı bağlamda Kıbrıs’la ilgili endişelerini belirten Çıray Kıbrıs süreciyle ilgili gelişmelerin Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlüğünü tehlikeye atacak bir seyir izlediğini, Ege adalarındaki durumla birlikte ele alındığında, Türkiye’nin adeta bir kara devletine dönüşme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.
Aytun Çıray’ın Meclis Başkanlığı vasıtasıyla Başbakan’dan yazılı cevaplarını istediği sorular şunlar:
*Lozan Anlaşmasında verilmeyen 18 Türk Adası ve bir Türk kayalığının Yunan
askerine teslim edildiği doğru mudur?
* Bu adalarda devletin birliği ve tekliğinin ortadan kaldırılarak, otoritenin
Yunanistanʼla paylaşıldığı Türkiyeʼnin batısında ikili devlet düzenine geçildiği ve
İzmir, Aydın ve Muğla illerimizin bütün bu olup bittiği ile birisi Türk diğeri Yunan
olmak üzere 2ʼşer vali ve 2ʼşer belediye başkanı ile yönetildiği doğru mudur?
* Yunanistanʼın bu adalarımızda vergi topladığı ve esasen Türk toprakları
olan bu adalarda birisi Türk diğeri Yunan olmak üzere 2 başkomutan bulunduğu
doğru mudur?
* Yunanistanʼın Ege Denizi Türk kara sularında tekne ile dolaşan
vatandaşlarımızı öldürdüğü, tutukladığı, yargıladığı; ancak bunlara rağmen
Yunanistanʼa nota verilmediği doğru mudur?
*Yunan Kara Kuvvetlerinin bu topraklarda tatbikat yaptıkları; Yunan Kara
Kuvvetlerinin Türk topraklarında; Yunan Deniz Kuvvetlerinin de Türk
karasularında tatbikat yaptıkları haberleri gerçeği yansıtmakta mıdır?
*Yunan kara, deniz ve hava kuvvetlerinin uçak ve helikopterlerinin hep
birlikte Türk hava sahasında uçtukları ve ihlaller yaptıkları haberleri doğru
mudur?
*Yunan Cumhurbaşkanını, Savunma Bakanıʼnın, Genel Kurmay
Başkanlarıʼnın ve Kuvvet Komutanları ile Yunan askerleri ve Yunan askerleri ve
Yunan vatandaşlarının Egede işgal edilen Türk Adalarına ellerini kollarını
sallayarak pasaportsuz giriş ve çıkış yaptıkları haberleri doğru mudur?
*Buna karşılık Türk vatandaşlarının Egede işgal edilen Türk Adalarına
pasaportla giriş yaptıkları haberleri ve bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanı Binali YILDIRIMʼın İzmir Koyun Adasına Yunan polisi ve gümrük
kontrolünden geçtikten sonra pasaportla giriş yaptığı eski Başbakan Ahmet
DAVUTOĞLU ise Aydın ilimizin Marathi Adasına ancak pasaportla girdiği
haberleri doğru mudur?
*Bütün bu haberler doğru ise Türkiye Cumhuriyeti egemenlik hakkının bu
açık ihlalleri karşısında hangi girişimlerde bulunduğunuz Türkiye Yunanistan
Cumhuriyeti nezdinde ve onun bu ihlalleri yapan kurumları nezdinde gerekli
nota vermek başta olmak üzere gerekli uyarı girişimlerinde bulundunuz mu?
*Şahsınızın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak Türk egemenliğindeki
topraklara Yunan bayrağı ve pasaportuyla girmenizi nasıl açıklıyorsunuz?
* Kıbrısʼta Birleşmiş Milletler gözetimindeki müzakerelerin Türkiyeʼnin
garantörlüğünü ortadan kaldıracak bir seyir izlemesini ve izole edilmesini nasıl
engellemeyi düşünüyorsunuz?

“KIBRIS İÇ SİYASET MALZEMESİ HALİNE GETİRİLMEMELİDİR”
Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcısı, CHP’li Umut Oran, KKTC ile Kıbrıs Rum Kesimi arasında Cenevre’de çok kritik bir aşamaya geçtiği anlaşılan görüşmelerle ilgili olarak Türk hükümetinin kamuoyunu bilgilendirmemesinin şüphe uyandırdığını bildirdi. Umut Oran, “Rum Kesimi ve garantör sıfatıyla Yunanistan, kendi tezlerini aralıksız olarak savunup AB üyeleri arasında ve tüm dünyada lobi faaliyetleri yürütürken AKP hükümetinin sessizliği şüphe uyandırmaktadır. Kıbrıs ile ilgili asla teslimiyetçi bir anlayış yürütülmemelidir ve yine Kıbrıs asla iç siyaset malzemesi haline getirilmemelidir” dedi.
ŞÜPHE UYANDIRIYOR
CHP’li Umut Oran konuyla ilgili olarak yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki çözüm görüşmeleri aylardır devam etmesine ve bu hafta Cenevre’de çok kritik bir aşamaya gelmesine rağmen hem Kıbrıs Türklerinin hem de Türkiye kamuoyunun gelişmelere dair yeteri kadar bilgilendirilmemesi düşündürücü, bir o kadarda şüphe uyandırıcı hal almaktadır.
OLDU-BİTTİ Mİ YAPILACAK?
Geçmişte Annan Planı’nın kabul edilmesi için “kampanya” yürüten AKP’nin aylardır devam eden görüşmeleri hiçbir şekilde kamuoyuyla paylaşmaması; Ege Denizinde Yunanistan’ın Türk ada ve kayalıklarını işgal etmesine dair iddialar karşısında sessiz kalmasıyla ve Türkiye’yi geren, kutuplaştıran ve bölen “başkanlık görüşmeleriyle” beraber düşünüldüğünde, yeni bir “oldu-bitti” ile karşı karşıya kalınabileceğini düşündürmektedir.
ASLA TESLİMİYETÇİ OLUNMAMALI
Rum Kesimi ve garantör sıfatıyla Yunanistan, kendi tezlerini aralıksız olarak savunup AB üyeleri arasında ve tüm dünyada lobi faaliyetleri yürütürken AKP hükümetinin sessizliği şüphe uyandırmaktadır. Kıbrıs ile ilgili asla teslimiyetçi bir anlayış yürütülmemelidir ve yine Kıbrıs asla iç siyaset malzemesi haline getirilmemelidir
KATLİAMLAR KIBRIS TÜRKÜNÜ HALA TEDİRGİN EDİYOR
Her iki olasılık da ülke çıkarlarıyla ve devlet gelenekleriyle bağdaşamaz Zira Kıbrıs Türklerinin garantör sıfatıyla Türkiye’den ama daha önemlisi “Anavatanları olan Türkiye’den” büyük beklentileri vardır. Ecevit önderliğinde gerçekleştirilen ve tamamen meşru olan Kıbrıs Barış Harekâtından önce adada yaşanan katliamlar, Kıbrıs Türkünü hala tedirgin etmektedir. Bu anlamda Türk Askeri’nin adadaki varlığının asla pazarlık konusu edilmemesi hayatidir. Aynı şekilde Türkiye’nin garantörlüğü de hiçbir şekilde tartışma konusu edilmemelidir. Zira Türk milletinin Kıbrıs’ta ikinci bir “katliamlar zincirine” tahammülü yoktur.
TÜRK MİLLETİNİN YAŞANANLARI BİLMEYE HAKKI VAR
Gelinen noktada AKP hükümetini devlet geleneğine uygun şekilde kamuoyunu bilgilendirmeye ve de Cenevre görüşmelerini asla iç siyaset malzemesi haline getirmemeye davet ediyorum. Türk milletinin yaşanan her şeyi bilmeye, Kıbrıs Türkünün de kendi vatanlarında huzur ve barış içinde yaşamaya hakları olduğuna dair inancımı tekrarlıyorum.

BAŞKANLIK “TÜRK TÖRESİNİ” PASPAS ETMEKTİR!
CHP’li Umut Oran, Cumhurbaşkanlığı görünümlü başkanlık sistemi görüşmelerinin TBMM’de başlamasından önce MHP milletvekillerine son kez çağrıda bulunarak, “Okullarda ‘Türküm’ diye başladığı için Andımızı kaldıranlara, Türk Milleti ifadesinin ‘ırkçılık’ olduğunu öne sürenlere, tabelalardan T.C. ibaresini kaldıranlara karşı MHP milletvekilleri tarihi bir cevap vermelidir. Başkanlığa ‘evet’ oyu verenler ‘Türk Töresi’ni de paspas edenler olarak tarihe geçecektir. İnancım odur ki ‘Türk Milleti’; kendilerine Genel Başkan diyenlerle değil ‘doğrudan ve haktan yana’ saf tutanlarla beraber olacak, Atatürk’ün ‘7.000 yıllık Türk beşiği’ dediği Anadolu’nun paramparça edilmesine ve kardeş kavgaları içinde yok olmasına fırsat vermeyecektir” dedi.
ÖCALAN’LA DA GÖRÜŞTÜLER
TBMM’deki görüşmelerin öncesinde bu sabah yazılı açıklama yapan CHP 24. Dönem İstanbul Milletvekili Umut Oran, şunları kaydetti:
Başkanlık tartışmaları, AKP’nin her dönemde yaptığı gibi, hedef şaşırtılarak devam etmektedir. Kurulduğu günden beri, liberallerden Öcalan’a kadar, hemen her grupla “yol arkadaşlığı” yapan AKP, bugünlerde de MHP üzerinden Başkanlık hedefine ulaşmak istemektedir.
MİLLİYETÇİ PARTİNİN TESLİM OLMASI TÜRK TÖRESİNE İHANETTİR
Dün “her türlü milliyetçiliği ayaklar altına almakla” övünen bir anlayışın bugün isminin içinde “milliyetçi” ibaresi olan bir partinin Genel Başkanı vasıtasıyla milleti bölmeye çalışması ilginç, ama şaşkınlık verici değildir. Zira AKP, budur! AKP; yeterince kullandıktan sonra bir kenara atmak üzere, herkesle ve her koşulda “pazarlık” edebilen bir partidir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olmak da, Barzani Devleti’nin hamiliğine soyunmak da, komşu devletlerin kan gölüne dönmesine seyirci kalmak da, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne operasyon üstüne operasyon yapılmasına göz yummak da AKP için normaldir. Ancak AKP’nin ne olduğunu yaşayarak gören bir siyasinin, hem de adında “milliyetçi” ibaresi olan bir partinin Genel Başkanı’nın AKP’ye teslim olması; bağlı olduğunu iddia ettiği “Türk töresine” de, “akla” da, “Türk milletine” de ihanet etmek demektir ve her durumda şaşırtıcıdır.
MHP SEÇİM YAPACAK: MİLLETİN BİRLİĞİ Mİ AKP’NİN DİRLİĞİ Mİ?
AKP; ulus devleti yok etmeye çalışmaktadır ve Bahçeli bakmaktadır.
AKP; devletin itibarını zayıflatmaktadır ve Bahçeli sessizdir.
AKP; Başkanlık rejimiyle beraber devletin ruhunu yok etmeye uğraşmaktadır ve Bahçeli itaatkârdır.
Gelinen noktada “milletin birliğini” AKP’nin “dirliği” için feda eden Devlet Bahçeli bir yanda; vatanın ve milletin bekası için Mustafa Kemal Atatürk’ün en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkan MHP tabanı ve milletvekilleri diğer yandadır.
“EVET” OYU TÜRK TÖRESİNİ PASPAS EDECEK
Okullarda “Türküm” diye başladığı için “Andımız”ı kaldıranlara, Türk Milleti ifadesinin “ırkçılık” olduğunu öne sürenlere, tabelalardan T.C. ibaresini kaldıranlara karşı MHP milletvekilleri tarihi bir cevap vermelidir. Başkanlığa “evet” oyu verenler “Türk Töresini de paspas edenler olarak tarihe geçecektir.
TÜRK MİLLETİ, KARDEŞ KAVGASINA GÖZ YUMMAYACAK
İnancım odur ki “Türk Milleti”; kendilerine Genel Başkan diyenlerle değil “doğrudan ve haktan yana” saf tutanlarla beraber olacak, Atatürk’ün “7.000 yıllık Türk beşiği” dediği Anadolu’nun paramparça edilmesine ve kardeş kavgaları içinde yok olmasına fırsat vermeyecektir.

İzmir'de patlama
Kahraman şehit polis memuru Fethi Sekin katliamı önledi
Şehit olan polis memuru Fethi Sekin teröristleri fark edip büyük bir katliamı önledi. Görgü tanıklarının ifadesine göre, İçinde 3 teröristin olduğu bombalı aracı tesbit eden polis memeuru Fethi Sekin arkadaşlarını uyarıp teröristlere ateş açtı. Bu sırada bombalı aracı patlatan teröristler adliye önündeki polislerle çatışmaya girdi. Çatışmada faciayı önleyen polis memuru Sekin ve bir adliye çalışanı şehit olurken iki terörist ölü olarak ele geçirildi. Teröristlerin yanında ele geçirilen 2 kalaşnikof tüfek, 8 el bombası, RPG 7 roket atar ve bu silaha ait 8 fişek içeri girmeleri durumunda katliamın ne derece büyük olacağının işareti.
Alçakların sonu böyle görüntülendi!
İzmir Adliyesi yakınlarında patlama meydana geldi, olayın ardından çıkan çatışmada iki terörist öldürüldü. Teröristlerin üzerinden 5 roket 4 el bombası 2 anti tank roketi çıktı.
İzmir Adliyesi'nin önünde bugün yaşanan patlamanın ardından çatışma çıktı, çatışmada 2 terörist öldürüldü, 1 terörist ise aranıyor. Teröristlerin üzerinden 5 roket 4 el bombası 2 anti tank roketi çıktı.

'Aydınlatmaya rekor zam'
EMO‘nun çalışmasında yeni tarifede genel aydınlatma faturasına yüzde 21.3'le rekor zam yapıldığı ortaya konuldu. Konutların faturasındaki enerji kalemi yüzde 3.1 azalmasına karşın, dağıtım kalemi yüzde 6.3 zamlandırılarak, faturada indirime izin verilmedi.
EMO tarafından yapılan açıklamada "Geçen yılbaşında elektrik tarifesini "sadeleştirme" adı altında karartan EPDK; bu yılki tarife düzenlemeleriyle dağıtım şirketlerine yine kaynak aktarımları sağladı. Konutların faturasındaki enerji kalemi yüzde 3.1 azalmasına karşın, dağıtım kalemi yüzde 6.3 oranında zamlandırılarak, faturada indirime izin verilmedi. Halktan kesilen vergiler üzerinden şirketlere ödenen genel aydınlatma tarifesine ise yüzde 21.3 ile çok yüksek bir oranda zam yapıldı. Dağıtım şirketleri için devlet üzerinden garantili tahsilat anlamına gelen bu kalemdeki artış, yurttaşların üzerine yıllık 192.5 milyon lira ek yük getirdi" denildi.
Açıklamada, fiyatların Ocak 2017'de değişmeyeceğini bildiren EPDK'nın, 1 Ocak 2017`den itibaren yürürlüğe koyduğu tarifede "dağıtım bedeli" adı altında toplulaştırılan kalemde artışlara gidildiği belirtildi.
Açıklamada "Ocak 2016`da tarifelerde yapılan karartma ile "dağıtım hizmet bedeli, iletim bedeli, kayıp ve kaçak bedeli ile sayaç okuma bedeli" dağıtım bedeli adı altında alınmaya başlanmıştı. Yani dağıtım bedeline 1 Ocak 2017`den itibaren geçerli olmak üzere yapılan yüzde 6.3`lük zammın ne kadarının dağıtım şirketlerine, ne kadarının iletim hizmeti için TEİAŞ`a, ne kadarının kayıp ve kaçak kullanımına gideceği EPDK`nın şeffaflığa aykırı uygulaması nedeniyle görülememektedir" ifadeleri kullanıldı.
Ayrıca EPDK`nın yeni tarifesiyle dağıtım şirketlerine kaynak aktarımı yaratan büyük bir zam yürürlüğe sokulduğunun vurgulandığı açıklamada, "Özelleştirmeler sonrasında önce geçici olarak Hazine üzerine yıkılan aydınlatma bedeli, artık belediyelerin vergi gelirlerine ve bütçe paylarına el konularak dağıtım şirketlerine ödeme yapılmasının garanti altına alındığı bir sistemle karşılanıyor" ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, EPDK'nın yeni tarifesiyle kamunun ödediği genel aydınlatma faturasına yüzde 21.3 zam yapıldığı vurgulanırken, kilovat saat başına 25.7 kuruş olan genel aydınlatma bedeli, 31.2 kuruşa çıktığı belirtildi.
"Dağıtım şirketlerinin dolar bazında borçlandıkları ve kredileri ödemekte güçlük çektikleri sürekli gündeme getirilerek kullanıcıların aleyhine düzenlemeler yapılmaktadır ve yeni yıl da ne yazık ki böyle bir tarifeyle başlamıştır" denilen açıklamada "Önce "sadeleştirme" adı altında faturadaki kalemleri saklayan EPDK; özelleştirmelerin tamamlanmasından bu yana hedef kayıp ve kaçak oranlarıyla oynayarak şirketlere elektrik kullanıcıları üzerinden kaynak aktarılmasını sağlamaktadır. Reklam, danışmanlık, dava ve sosyal giderler gibi her türlü harcamalarını yurttaşlara fatura etme olanağını getiren ve bu düzenlemelerini "şeffaflık" gerekçesiyle savunan EPDK, yeni yıl tarifesinde de yine kamu yararı yerine dağıtım şirketlerini kollamıştır" ifadelerine yer verildi.
Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
"Kayıp ve kaçak hedeflerini tutturamadıkları için kayıp ve kaçak bedelini kendi kasasından karşılaması gereken dağıtım şirketleri için sürekli hedefler yükseltilmekte ve fatura yurttaşa yıkılmaktadır. 2016 yılına kadar 5`er yıllık geçiş dönemi hedefleri konuluyordu. Artık 5 yıllık da değil yıllık kayıp ve kaçak hedefleri belirleyerek şirketlere her yıl istedikleri hedefi koyabilmek için elini rahatlatan EPDK, bu hedefleri kamuoyuna açıklama gereği bile duymamaktadır. 2016 yılı hedeflerini dahi sitesinden kaldıran EPDK, 2017 yılı hedeflerine ilişkin de hiçbir açıklama yapmamıştır.
Ama bir gazetede çıkan kayıp ve kaçak hedeflerinin 2017 için yine yükseltildiğine ilişkin haber üzerine aynı gün (15 Aralık 2016) açıklama yapan EPDK, kayıp ve kaçak nedeniyle zam olmayacağını iddia etmiştir. Türkiye genelinde kayıp ve kaçak oranları sürekli yükseltilen hedeflere göre düştüğü için zaten zam olmaması tersine bu düşüşlerin indirim olarak yansıması gerektiği gerçeğini yok sayan bu açıklamalar, kamuoyunu kandırmaktan öte bir anlam taşımamaktadır.
EPDK her tarife döneminde ne enerji maliyeti düşüşünü, ne de düştüğü söylenen kayıp ve kaçak oranlarına ilişkin indirimi faturalara yansıtıyor. Sürekli dağıtım şirketleri lehine kalemlerde artışa gidilerek, kullanıcının faturasına ya zam yapılıyor ya da yapılması gereken indirim gizli zamlarla yok ediliyor.
Gelinen noktada; şirketleri denetleyip, yükümlülüklerini takip etmesi gereken EPDK`nın uygulamaları ve düzenlemelerinin kendisi, denetime muhtaç bir alan olarak ortada durmaktadır. Ülkemizin enerji alanında içinde bulunduğu açmaz; günlük, teknik sıkıntılarla açıklanamayacak denli büyüktür. Nitekim Aralık ayının son günlerinden itibaren yurttaşların büyük bir çoğunluğu ve sanayi kuruluşları tarafından da can yakıcı bir şekilde hissedilen karanlıkta saatler geçirilmektedir. Ülkemizin enerji güvenliğinin sağlanabilmesi için öncelikle güvenilir, denetim mekanizmaları oluşturulmuş kurum ve sistemler gerekmektedir. Bunun için de şirketlerin çıkarlarının değil, kamunun yararını gözeten iktidar, kurum ve çalışanlara ihtiyaç vardır"
KAYNAK: haber sol org tr

Reina faili olduğu söylenen Kırgız açıklama yaptı, 'ben değilim' dedi
The Moscow Times'ın Turmush haber sitesinden aktardığına göre, pasaportun kendisine ait olduğunu doğrulayan Mashrapov, bununla birlikte katliamın olduğu gün İstanbul'da olmadığını söyledi.
Kırgızistan'ın Kara-Suu bölgesi yakınlarındaki Turatali pazarında tüccar olan Mashrapov, işi icabı sürekli Türkiye'ye seyahat ettiğini kaydetti.
28 Aralık'ta İstanbul'a uçtuğunu, ancak 30 Aralık'ta Kırgızistan'a geri döndüğünü belirten Mashrapov, saldırı olduğu gün Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te olduğunu savundu.
Mashrapov, 1 Ocak'ta yine İstanbul'a gitmiş, 3 Ocak'ta ise Kırgızistan'a geri dönmüş.
Turmush tarafından yayımlanan pasaport belgeleri ve üzerindeki damgalar, Mashrapov'un hikâyesini doğrular nitelikte.
[su_column]
[su_posts id="11885" ignore_sticky_posts="yes"]
[/su_column]
1 Ocak'ta Türk yetkililer tarafından Bişkek uçağına bindirilmediğini ve "terör şüphelisine" benzediği gerekçesiyle sorgulandığını kaydeden Maşrapov, daha sonra ilgili şahısla alakasının olmadığının anlaşıldığını ve kendisinden özür dilendiğini belirtti.
Kara-Suu'ya döndüğünde Kırgız yetkililer tarafından da sorgulandığını kaydeden Mashrapov, burada da saldırı ile bağlantısı olmadığına ikna olunduğunu söyledi.
TRT World, bugün sabah saatlerinde Reina saldırganını Iakhe Mashrapov olarak duyurmuş, pasaportunu paylaşmış ancak daha sonra haberi ve tweeti silmişti. (SOL HABER)

Reina saldırganının kimliği açıklandı: Kırgızistan vatandaşı Iakhe Mashrapov
Buna göre katil, 1988 doğumlu Kırgızistan vatandaşı Iakhe Mashrapov.

Kılıçdaroğlu’na suikast uyarısı!
Cumhuriyet gazetesinden Erdem Gül'ün haberine göre, Kılıçdaroğlu’na saldırı ve suikast uyarısı yılın son günlerinde geldi. Uyarı, yılın ilk saatlerinde İstanbul’da Reina’ya düzenlenen saldırı öncesinde yapıldı. Başta ana muhalefet lideri olarak Kılıçdaroğlu ve muhalefet partilerinin liderlerini hedef alacak suikast ihbarlarının arttığı uyarısı iletildi. Acil boyuttaki ihbarlar nedeniyle zaman kaybedilmemesi için yüz yüze görüşme beklenmeden Kılıçdaroğlu telefonla bilgilendirildi. Çok gizli tutulan uyarının bizzat Başbakan Binali Yıldırım’dan geldiği ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin de aynı yönde bilgilendirilmiş olabileceği belirtiliyor. Kılıçdaroğlu’na ihbarlar ve değerlendirmelerin ciddi olduğu belirtilerek, her türlü önlemin alınması gerektiği, bu çerçevede zırhlı araç tahsis edileceği bilgisi verildi. Ancak Kılıçdaroğlu’nun halen zırhlı aracı kullanmaya başlamadığı öğrenildi.
KEMALİSTLER Kemalistler TWİTTER GÜNCELLEMELERİ GÖRMEK İÇİN
- Kemalistler Instagram da takip et
Takip Et Kemalistler